İçeriğe geç

Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir ?

İzmir’de Bir Gün ve Aklıma Takılan Tek Soru: “Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?”

İzmir’de sabahları uyanmak zaten başlı başına bir karakter testi. Alarm çalar, ben kapatırım, o tekrar çalar, ben “bir 5 dakika daha” derim, hayat da sessizce arkamdan güler. O gün de öyleydi.

Mutfağa doğru sürüklenirken ev arkadaşım seslendi:

“Bugün yine ne düşünüyorsun?”

Cevap vermeden önce kendime dürüst olayım dedim. Çünkü ben bazen kahve içmeden bile fazla düşünmeye başlıyorum. O gün zihnimde dönen tek cümle şuydu:

“Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?”

Bunu neden düşündüğümü ben de bilmiyorum. Belki sosyal medyada görmüşümdür, belki bir sohbetin ortasında “40” rakamı beynime yapışmıştır. Ama insan beyni garip: bazen IKEA mobilyası gibi, hangi parçanın nereye ait olduğu belli olmuyor.

Zihnimde Açılan Büro: “Derece Şubesi”

Kafamın içinde hayali bir kamu dairesi var. Kapıda tabela:

“Engel Dereceleri ve Hayal Gücü Müdürlüğü”

İçeri giriyorum, memur bana bakıyor:

— Buyurun?

— Şey… Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?

Memur derin bir iç çekiyor. Dosyaları karıştırıyor ama ortada dosya yok. Çünkü bu bina biraz rüya, biraz İzmir sıcağı, biraz da sabah aç karnına fazla düşünmenin sonucu.

— Genç kardeşim diyor, “burada derece diye bir şey yok aslında…”

Tam o sırada araya ben giriyorum:

— Nasıl yok ya? Ben kafamda 1. derece, 2. derece diye sıralamıştım…

Memur gözlüğünü indiriyor:

— O senin oyun konsolu seviyeleri olabilir.

İşte o an anlıyorum ki ben hayatı bazen RPG zannediyorum.

Yüzde 40 Engel Kaçıncı Derecedir? Sorusu Nereden Geliyor?

Gerçek hayata dönelim. Ama çok da ciddileşmeden.

Türkiye’de engellilik konusu genelde yüzde oranı üzerinden değerlendirilir. Yani “1. derece, 2. derece” gibi bir sistem halk arasında konuşulsa da resmi dilde iş biraz farklıdır. İnsanlar ise bunu günlük dile çevirirken doğal olarak karıştırır.

Ve işte o karışıklığın ortasında şu soru ortaya çıkar:

Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?

Benim gibi fazla düşünen biri için bu soru, sadece bir bilgi sorusu değil; aynı zamanda zihinsel bir labirenttir.

Çünkü “40” deyince aklıma şunlar geliyor:

Not ortalaması (geçer mi kalır mı?)

İndirim oranı (alışverişte hayat kurtarır)

Hava durumu (yağar mı yağmaz mı?)

Ve tabii ki hayatın kendisi (bazen %40 bile fazla geliyor)

Arkadaş Ortamında Bilgi Bombası Atmaya Çalışmak

Akşam arkadaşlarla buluşuyoruz. Konu dönüp dolaşıp yine garip yerlere geliyor.

Ben bir anda araya giriyorum:

— Beyler biliyor musunuz, “Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?” diye bir şey yok aslında…

Masada sessizlik.

Sonra biri:

— Abi sen niye böyle şeyler düşünüyorsun?

İç sesim devreye giriyor:

“Keşke ben de bilmiyorum desem ama artık çok geç.”

Dış sesim:

— Ya merak işte…

Bir arkadaşım telefonu karıştırırken ekliyor:

— Ama %40 önemli bir eşik diye biliyorum bazı haklar için.

İşte o an sohbet bilimsel bir tartışmaya dönüyor ama kimse gerçekten emin değil. Türkiye’de bilgi çoğu zaman böyle başlar: “Ben duydum” ile başlar, “sanırım” ile büyür, “emin değilim ama” ile biter.

İzmir Sokaklarında Düşünmek: Fazla Düşünmenin Yan Etkileri

Alsancak’ta yürürken kafam hâlâ aynı soruda:

Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?

Bir köpeğe bakıyorum, o benden daha huzurlu. Bir martı uçuyor, o da umursamıyor.

Ben ise içimde mini bir seminer veriyorum:

“Oranlar ve Hayatın Anlamsız Matematiği”

Kendi kendime konuşuyorum:

— Belki de hayatın kendisi yüzde hesaplarıyla dolu.

%20 motivasyon

%30 yorgunluk

%50 “yarın başlarım”

Ve bazen %100 kafa karışıklığı.

Tam o sırada bir kahveciye giriyorum. Siparişi veriyorum.

Barista soruyor:

— Nasıl olsun?

Ben:

— Orta şekerli… ama hayat gibi biraz da karmaşık olsun.

Adam bakıyor:

— Abi kahve bu.

Haklı.

“Derece” Takıntısının Psikolojik Versiyonu

Okumaya Değer: Yüzde 35 cam filmi kaç numaradır ?

Aslında mesele sadece bir soru değil. İnsan bazen bir kavramı takıntı haline getirir. Benimki de bu:

Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?

Bu sorunun peşinden giderken fark ediyorum ki aslında beynim şunu yapıyor:

Bilinmeyeni düzenleme çabası

Karmaşayı sınıflandırma isteği

Hayatı kutulara sığdırma denemesi

Ama hayat kutuya sığmıyor. En fazla kutunun üstüne oturuyor.

İç Sesimle Mini Tartışma

İç ses:

— Bırak artık bunu, çok düşündün.

Ben:

— Ama merak ettim.

İç ses:

— Merak başka, obsesyon başka.

Ben:

— Aradaki farkı da mı araştırayım şimdi?

İç ses:

— Lütfen yapma.

Gündelik Hayat ve “40” Rakamının Garip Ağırlığı

Garip ama “40” bana hep bir eşik gibi geliyor.

40 derece ateş → “acil”

40 yaş → “hayat değerlendirmesi”

%40 → “bir şeylerin başladığı nokta”

Belki de bu yüzden Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir? sorusu zihnimde büyüyor. Çünkü 40, sanki “tam değil ama az da değil” hissi veriyor.

Hayat da biraz öyle değil mi?

Ne tamamen düzenli, ne tamamen kaotik.

Bir Aile Sohbeti: Konu Nasıl Buraya Geldi?

Akşam evde aileyle sohbet ediyoruz. Annem çay koyuyor, baba televizyona bakıyor, ben yine gereksiz derinlikteyim.

— Baba, “Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?” diye bir şey var mı?

Baba bakmadan cevap veriyor:

— Oğlum onu niye soruyorsun?

Anne araya giriyor:

— Aç mısın?

Hayat bazen böyle: Sen felsefe yapıyorsun, ev halkı çorba soruyor.

Kafamın İçindeki Sonuçsuz Dosya

Günün sonunda anlıyorum ki bu soru aslında tek başına bir cevap beklemiyor.

Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?

Belki de doğru soru bu değil.

Belki doğru soru şudur:

“İnsan neden her şeyi derecelere ayırmak ister?”

Çünkü biz netlik seviyoruz. Ama hayat net değil.

Kendi Kendime Son Monolog

— Tamam diyorum, belki de bu bir “derece” meselesi değil.

Belki de sadece bir “oran”.

Belki de %40, bir şeyin eksik değil, başka bir şeyin başlangıcı.

Ama yine de içimde küçük bir ses:

— Tam olarak cevap vermedin.

Ben:

— Bazı soruların cevabı net değil.

İç ses:

— İzmir’de kahve içmeye devam et o zaman.

“Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir” konusundaki yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Kuli olarak sizlere her zaman kaliteli içerik sunmaya devam edeceğiz.

Son Bir Sokak Sahnesi

Gece İzmir sokakları hafif serin. Kafamda hâlâ aynı soru var ama artık daha yumuşamış halde.

Yüzde 40 engel kaçıncı derecedir?

Artık bunun bir “derece” değil, bir “bakış açısı” olduğunu hissediyorum.

Yanımdan geçen insanlar, arabalar, ışıklar… Hepsi kendi yüzdelerini taşıyor gibi.

Bir çocuk koşuyor %100 enerjiyle.

Bir yetişkin yürüyor %60 yorgunlukla.

Ben mi?

Sanırım %40 düşünce, %30 mizah, %30 da “bunu niye düşündüm acaba?”

Ve belki de hayatın en garip tarafı şu:

Her şeyin net bir derecesi yok, ama biz yine de sınıflandırmaya çalışıyoruz.

Benzer Bir Yazı: Yüz kırmızılığı nasıl geçer ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://haylazlar.com https://dinlerakademi.com.tr https://ustunelmusluk.com.tr Sitemap
ilbet yeni giriş adresi